Sana Gelirken Ben

Share

Hüzün yüküyle yere dökülen bulutları geride bıraktım. 

Nereye akacağını şaşırmış nehirleri, rüzgarın dilek ağaçlarından söküp aldığı çaputları,

karartılmış kentlerdeki silahların ucunda görünen bir anlık patlamaları geride bıraktım.

Hep başlasın diye beklediğim tan vakitlerini, sonu gelmez sandığım gecelerde deniz anası gibi titreyen yıldızları.

Kaybolduğum ormanları, ağaçların üzerinde av yolu gözleyen leoparların keskin bakışlarını…

O ağaçlar ki köklerini alıp sevinçten koşmak isterdi yağmur yağdığında.

Duvarlarına gözyaşı gömülmüş evleri, evsizlerin gazete kağıdından yataklarla doldurduğu sokakları…

Gönülden geçen ama sevgiliye hiç yazılmayan mektupları, babamın beni yolcu ederken yanağıma sevgiyle dokundurduğu damarlı elini geride bıraktım.

Ve şöyle dedim babama. “Geç olmadı mı gitme demek için”

Ninnilerle uyuttuğum yetim fil yavrularını battaniyelerinin altında bıraktım.

Çünkü ellerim bileklerimi terk ederek gitmek istiyordu sevmeye tüm yetimleri.

Avuç çizgilerimden geleceğimi okumak için gözlerini elime indiren ve balık kartalı gibi bakan falcıyı bıraktım geçmişimde.

Kaselerin dibinde bir pirinç tanesine dönüşen yoksulları bıraktım sandım ama nasıl bırakabilirim ki onları?

Tıklım tıkış tren vagonlarında, metrolarda, trafik ışıklarında, katırların ve kamyonların sırtlarında, gemi güvertelerinde, tabutlarda taşınıp duran, kabuk tutmuş kalpleri bıraktım ardımda. Çiçeklerini kopardığımız öfkeli arıları da…

Sana gelirken ben, ayak izlerini geride bıraktım Afrika’nın; gazellerin, sırtlanların, aslanların ve ağaçların ve suya hasretini kızıl renkli toprağın. 

Çocukların gülüşlerini bıraktım, Fuji Yama Dağı’nın eteklerinde açan kiraz ağacının sevinci gibi. Kanyonlar bıraktım derin yarıkları olan, dünyanın yaraları sanmıştım onları bir zamanlar. O yarıklardan akan çağlayanları, gürleyen dumanları bıraktım geride.

Karlarının ardından ağlayan Kilimanjero’yu bıraktım.

Güzel tepeler ülkesinin zirveleri tüten sisli dağlarını, Ebola virüsünü,

Faniler meydanında yılan oynatıcılarını, salyangoz satanların arasında kurutulmuş güllerin kokusunu bıraktım.

Rüzgarlar bıraktım Atlas Dağları’ndan Sahra Çölü’ne doğru esen ve o rüzgarın okyanusa kavuşmasının neşesini bıraktım.

Birleşen nehirleri Varuna’yı ve Asi’yi ve Mo chu- Po chu yu,  çan seslerini, günah kırıntılarını bıraktım.

Lacivert gecenin sonunda toplanan yer sofralarını, Sahra Çölü’nde ve bedevilerin horlayan develerini de.

Vinales Vadi’sinin kızıl topraklarını süren öküzleri, yüzüme düş kırıklığıyla bakan tütün işçisinin güneşten kavrulmuş ellerini bıraktım.

Görünmez kentleri bıraktım, arzuları silen, arzuları öldüren kentleri.

Her şeye bir mazeret bulanları, erteleyenleri, söyleyip de yapmayanları, korkudan yola çıkamayanları, cesur gibi görünen ama ciğeri beş para etmezleri… 

Belleğimin saklambaç oyunlarını, yere düştüğümde katıla katıla gülen çocukluğumu ve keşke hiç büyümese diyen annemi geride bıraktım.

Geride bıraktım rüyalarımı kana bulayan kırmızı mürekkep balığını. 

Bir kaşık suda kıyamet koparken Nuh’un yeni gemisine binmek için sıra bekleyenleri…  

İda Dağı’nı, yağmalanan Troya’yı, kopan tespih taşı gibi dağılmış adaları, antik kentleri ve Tanrıların bitmeyen oyunlarını bıraktım. 

Bildiğim her dilde övmeyi ve sövmeyi bıraktım.

Cinayetler bıraktım hiç iz bırakılmamış, faili meçhul olmayan cinayetler.

Ve sabahları yarışan kuş ötüşlerini. 

En güzel aldanışları bıraktım geyikli gecede.

Kahkahası ay ışığına vuran kekik kokulu, depremlerin kucağında titreyen Ege Denizi’ni bıraktım.

Deniz kabuğunun içinde yapılan düğünleri, aşksızlara fırlatılan ama Tiber nehri’ne dökülen çiçekleri.

Dünyanın gürültüsünden kaçan “az çoktur aslında” diyen Budist rahipler bıraktım kartal yuvası kadar yüksek tepelerde. Balık kuyruğuna benzeyen Himalayalar’ın zirvelerini.

Uçmayı unuttuğu için soyu tükenen Auk Kuşu’nu.  Sevmeyi unuttuğu için insanlıktan çıkanları bıraktım. Sayısız garip yüzler bıraktım, ifadesiz. Işığın doğduğu yerde yüzüme sinen kokuları bıraktım.

Sonsuza kadar verilen sözlerin hepsini unutup sevgili balinam; 

yola çıkarken ben, yalnızca kendimi bıraktım sana…

Sarı sırt çantam

Prev

Gökyüzünü Yaksam

Next
Comments
Add a comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir